Şu ana kadar gördüğümüz her şeyin bir geçmişi ve geleceğinin olduğunu düşündük. Bu anormal da değil. Sonuç gördüğümüzde bir sebebinin olduğunu düşünmemiz ve bu sonucun gelecekte bir sebep olacağını öngörmemizin temel sebebi, dış dünyaya dair olan algılarımız ve algıladıklarımıza dair yorumlarımız.

Peki dış dünyaya dair olan algılarımıza ne kadar güvenebiliriz? Sizden bu konuyu cevap bulana kadar düşünmenizi istiyorum. Cevap bulduysanız sizi tebrik ediyorum, yazıyı terk edebilirsiniz. Size daha fazla katabileceğim bir şey yok, siz zaten tamamlanmışsınız.

Cevap bulamadıysanız, gelin birlikte en temel kabulleri ortaya koyarak bir kanıt aramaya başlayalım:

  1. Zihinde imgeler vardır.
  2. Zihinde yeni imgeler oluşabilir.
  3. Zihinde yeni bir imge oluşması için bir sebep (tetikleyici) gerekir.

Buraya kadar iyi gelmiş gibi gözüküyoruz ama öyle değil. Hatamız üçüncü kabulümüzde. Zihinde yeni bir imge oluşması için bir sebep gerekeceğini öne sürdük. Zihinde yeni bir imge oluşması için bir deneyime ihtiyaç duyarız. Eğer herhangi bir nesne determine olmasaydı ve dolayısıyla herhangi bir deneyim elde etmeseydik yeni bir imge oluşamazdı. Değişimi kanıtlamak için değişime başvuramayız, döngüsel olur. Örneğin, hem zamanın hem de sebep sonuç ilkesinin yanılgısına sahip bir zihin olarak, tek bir anın içerisinde sıkışmış (donmuş) bir evren içerisinde sonsuza kadar var olma ihtimalimiz var.